10 Nisan 2007 Salı

ete kemiğe büründüm, yûnus diye göründüm ...

Matrix filmini izlemeyen yoktur heralde. Bazılarına göre iyi bir karate filmi, bazılarına göre bir bilgisayar korsanının hayatı, bazılarına göre ise bir felsefe. Bu bazıları arttırmak mümkün tabi. İş arkadaşlarımdan Ali YILMAZ ile bu konuda tartışıyorduk. Kendisi, filmdeki Zion kentinin de aslında var olmadığını, bu sayede Neo'nun gerçek dünyadaki sentinelleri ve bombaları durdurabildiğini söyledi. Valla mantıklı gelmiyor da değil hani. :) Ama sanırım Andy ve Larry WACHOWSKI'nin bir adım ötesine geçti :)

Bu konuda kafa patlatırken biraz beyin jimnastiği yaptım. Efenim şöyle özetliyeyim: Filmde Nebuchadnezzar adlı hovercraft üzerinden Matrix'e kaçak giriş yapabiliyorlardı. Matrix, bir Simule edilmiş gerçeklik ortamıydı. (bknz: Simulated Reality). İnsanlar gerçekte fanuslar içerisinde hayatlarını sürdürürken Matrix'te de yaşamlarını sürdürdüklerini, yandaki bakkaldan ekmek aldıklarını sanmaktaydılar.

Senaryomuz şöyle Taife-i Nebuchadnezzar'dan bir arkadaş Matrix'e girer. Diğer arkadaşları ise banyo yaparken şofben zehirlenmesine maruz kalırlar. Ve bu arkadaşı kurtaracak kimse yoktur. Yani diğer Matrix'te yaşayan herkes gibi bu arkadaşta burada yaşamak zorunda kalır. Bu durumda yapacağı ilk şey nedir?

Bence oradan kurtulmaya çalışmak! Bu duruma filmdeki "Cehalet Erdemdir" sözü en mantıklı yanıt sanırım. Bazı şeyleri bilmemek daha iyi. Gerçekte bir fanusta yaşıyorum ama Matrix'te bir Macintosh bilgisayarım ve Plazma TV'im var gibi. Örnekleri çoğaltmak mümkün :) Ve olaya "Being John Malkovich" filmi ile devam ediyorum. İzliyenleriniz var mı bilmiyorum ama yoksa da bence çok bişey kaybetmiş sayılmazsınız :) Bazılarına göre oldukça zeki kurgulanmış bu filme kısaca değineyim. Filmde bir dolabın içine girerek, John Malkovich'in bedenine girebiliyorsunuz. Hayata onun gözlerinden bakıyorsunuz. Filmde bir de kukla ustası arkadaş var. Ve filmin sonlarına doğru bu arkadaş ta John Malkovich'in bedenine giriyor ve kuklaları yönettiği şekilde John MALKOVICH'i yönetebiliyor.

Eveeet kıssadan hisse durum şöyle: Eğer ruhumuzun bir beden içine hapsedildiğini bilseydik ne yapardık?

Cevap sanırım aynı; Oradan kaçmak isterdik.

Matrix filminden Morpheus'un şu sözleri de oldukça manidar: "Have you ever had a dream, Neo, that you were so sure was real? What if you were unable to wake from that dream? How would you know the difference between the dream world and the real world?"

"Hiç gerçekliğine olabildiğince emin olduğun bir Rüya gördün mü Neo? Bu rüyadan uyanamasaydın ne olurdu? Gerçek dünya ve hayal dünyası arasındaki farkı nasıl anlardın?"

ve başka bir yerde ise şunu söylemekte:
If real is what you can feel, smell, taste and see, then 'real' is simply electrical signals interpreted by your brain

Eğer gerçek, hissettiğin, kokladığın, tattığın ve gördüğün şeyler ise o zaman gerçek, beynin tarafından tercüme edilen elektrik sinyalleridir.

Aslında bu sözler, materyalist dünyanın tam da karın boşluğuna vuruyor. Bu içinde olduğumuz film seti, bizim imtihanımız için ise ve biz bu ruhu yöneten kukla oynatıcıları isek. Hayatı, oynadığımız bu filmin senaryosundaki somut denklemlerle ifade etmek, ayakkabılarımızın bağcıklarını tutup kendimizi havaya kaldırmak kadar mantıksızdır. Mesnetleri aynı grift bilmecenin içerisinde olan bir bilmeceye çözüm getirdiğini iddia etmek, ne derece doğru olabilir?

Bir an bedeninizin sizin için bir hapisane olduğunu düşünün ve ruhunuzu dışarı çıkarmaya çalışın. Tüm diğer uğraşların ne kadar faydasız olduğunu göreceksiniz. Acaba hayata olduğundan fazla mı değer veriyoruz?

1 akıllı da taşı çıkaramamış:

fea dedi ki...

Hayata olduğundan fazla değer verdiğimize katılıyorum ama aksini yapabilen insanların var olduğu konusunda şüphem var.

Matrix bana göre iyi ama gerçekdışı kategorisinde, gerçi verdiği bazı mesajlar gerçekdışı değil, mesela benim en çok hoşuma giden 'cehalet mutluluktur' sözü olmuştu; gerçekten öyle mi bilmiyorum :)