kişisel etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
kişisel etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

13 Eylül 2007 Perşembe

Hoşgeldin Ramazan

btturk'de gördüğüm bu klibi paylaşayım dedim. Ben çok beğendim umarım yer yer İngilizce, Almanca, Arapça ve Türkçe seslendirilen bu klibi siz de beğenirsiniz.

23 Ocak 2007 Salı

keşkül-ü fukara

Ki��isel g��nl��k tutmay�� sevmiyorum. Peki bu ne diyeceksiniz? Asl��nda buras�� penguenyuvasi.org'un bir uzant��s�� diye yan��t vericem bende :)

Vakt-i evvelinde buraya giren arkada��lar��m; "Biz senin sitenden bir��ey anlam��yoruz." deyip hakl�� d������ncelerini belirtiyorlard��. Bunun ��zerine d������nd��m ta����nd��m. Sonunda mikropyuvas��'n�� bu hale getirdim. Bilgisayar haricinde ve hatta bili��im haricinde bir ��eyler karalayacakt��m buralara. Ama ac�� ger��e��i ge��te olsa farkettim. Benim bili��imden ba��ka bir d������ncem yok san��r��m. :) Ya da di��er d������ncelerimi aktarma engelliyim. -Ki bili��imden gayr�� d������ncelerim olsa dahi ��ahsen kimsenin benim bug��n ne yapt������m ile ilgilenece��ini d������nm��yorum da :)

Bir de g��nl��k kelimesinin bir antipatik yan�� var bende. G��nl��k, denilince Bridget JONES'un g��nl������ g��z��mde canlan��yor. Ya da ortaokulda bir grup ergenlik ��a����ndaki k��z��n birbirleri aras��nda dola����rd������ komplo teorileri, a��k, entrika ile bezenmi�� kalbimiz kadar beyaz miktarda kotaya sahip oldu��umuz, d��nemde bir yay��nlanan okunmas�� i��in yaz��lan fakat okunulunca k��yamet kopan b��ltenler akl��ma geliyor. Ben hi�� bu r��zgar��n i��inde olmad��m. Fakat insan ne oldum dememeli :) nohutu leblebi diye pazarlayanlar, g��nl������ de blog diye pazarlay��nca; biz de i��in i��ine girmi�� bulunduk.

Neyse vars��n b��yle devam etsin. Biz adettendir deyip buray�� bo�� b��rakmayal��m efendim. Hem mikropyuvas�� ��an��na yak������r mikropluklar ile devam etmeli di mi ama :)

Uzuuuuun bir bekleyi��ten sonra bizim de ADSL'imiz oldu. Klavyesi ile kar����l��kl�� inatla��malar ya��ad������m yer yer benim kazand������m baz�� baz�� onun kazanamad������ yeni tablet PC'im ile bu me��akkatle kazan��lm���� ADSL ba��lant��s��n�� kullanaraktan g��nl��k pardon blog furyas��na yar��m gaz, tam laz devam etmeyi d������nmekteyim. Belirtmek isterimki bu yeni bilgisayar��ma bilgisayar demekten esef duyuyorum ����nk�� onun ad�� "Minik". :) Ad��ndan da anla����laca���� ��zere ufac��k, tefecik i��i dolu linuxcuk bir ��ahsiyet kendisi. Tabi kendisini GNU/Linux ile tan����t��rmam biraz zor oldu lakin sonunda o da sevdi penguenleri. :)

Kendisi ile yak��n zamanlarda javy ��zerinde ��al����malara ba��lamay�� planlamaktay��m. Ama kendisini ikna edemedim bir t��rl��.

-------------------------------

Bug��n sevgili hocam Aysun SARIYER ile konu��urken ke��k��l muhabbeti a����ld��. Ondan farkl�� bir hikaye dinledim. Ama hikayenin asl��n�� internetten buldum. Hikaye ����yleymi��:

KE��K��L: Hindistancevizinin i��i oyularak yap��lan bir tatl�� ��e��ididir. Adalete ve halk��n huzuruna ��ok ��nem veren Osmanl�� kad��lar��, belirlenen bir zamanda halk��n i��ine kar������r ve dilencilik yaparlarm����. Bu i�� i��in de ke��k��l denilen kaplardan yararlan��rlarm����. Bu ��ekilde halk��n durumunu g��r��r, s��k��nt��lar��n�� da anlarlarm����. Gayet doyurucu ve insan�� tok tutan tatl��n��n bu kaplarda fakir fukaraya da����t��lmas�� da, ad��n��n bu ��ekilde an��lmas��na neden olmu��tur.*

Olay��n ehli tarik ve tasavvuf ehli ile de ��ok irtibat�� bulunuyormu��. Me��ersem bu ke��k��l ne edebi bir tatl��ym����. :) Hatta ke��k��l ad��nda bir edebiyat dergisi de bulunmakta. Ke��k��l esas��nda Fars��a yemek kab�� demekmi��. Fakirler bu kab�� dilenmek i��in kullan��rlarm���� ve ehli tarik nefsini k��reltmek i��in bu yemek kablar��ndan yerlermi��.

Acaba biz mi fakiriz yoksa bu kaptan yemek yiyenler mi?

07 Haziran 2006 Çarşamba

dokuz kaplan gücünde

Dokuz kaplan gücünde bir mikropyuvasi.org üzerinde çalışıyorum. Sanırım bu tabir çok iddialı oldu. Sonra okuyanlar bişey sanıcak. Esasında olay şöyle; kişisel taşınılabilir bilgisayarım (bazıları laptop, kimileri notbuk diyor.) artık 83 dereceye çıkıp kapanıyor. ve artık üzerinde 4-5 uygulama sunucusu çalıştırmaya daha fazla dayanamadı. Bu nedenle yeni bir yapılanma sürecine giriyorum. Yani site aslında benim için dokuz kaplan gücünde olacak. Ve okulda bir masaüstü bilgisayara geçeceğim.



Yapılanma sürecinin ilk hamlesi şöyleydi. Öncelikle temizlik bezini elime alıp çalıştığım iş yerindeki mekanımı temizledim. (Aslan yattığı yerden belli olur (aslan lafına dikkaat edelim.) (Temizlemiş olmam sizin eve de haftasonları temizliğe geleceğim manasına gelmez.) (delikanlı adamlar da bazen temizlik yapar.)). Neyse uzun süredir başıma gelen aksiliklerden bir kurtulursam çalışma hayatıma kaldığım yerden devam edicem.



Bu arada yeni bir ev bakıyoruz. Tamamen adapazarlı olucaz sanırım. Hepimiz müstakil bir ev istioruz. (Özellikle ben bahçede mini boyutlarda bir köpek istiyorum. Köpek hayvanını çok severim de :) aslında 5 cm'den küçük olup, uçan, kaçan ve çok bacaklı olmayan hemen tüm hayvanları severim.) lakin müstakil evler çok pahalı. Neyse bakalım hayat neler göstericek.

28 Nisan 2006 Cuma

bırakır msn bırakmaz msn?

evet sonunda olan oldu. MSN'i bıraktım. Artık kendi jabber sunucum üzerindeki pismikrop[at]mikropyuvasi.org adlı jabber adresimi kullanıyorum. Ufak gibi görünen şeyler bir hayli zamanımızı alıyor.

17 Nisan 2006 Pazartesi

insanın aksi gitmeye işi,

Muhallebi yerken kırılır dişi



Gece Bilgisayarımın klavyesine kola döküldü, sabah klavye aldım, bilgisayarımın şarzını evde unuttum, telefonumun şarzı bitti. Sabah aldığım klavye USB değilmiş geri götürdüm. Tek kalan en ucuz klavye 50 YTL'lik MS klavyeymiş. Mecburen onunla değiştirdim. Ve daha onlarcası ...

09 Nisan 2006 Pazar

bugün onun doğum günü



"Ey Habibim! Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım." diye kutsi hadisin övdüğü peygamberimizin (S.A.V.) doğruluk, dürüstlük, çalışkanlık, güzel ahlak, hoşgörü, dialog, empati, barış, birlik beraberlik adına bizlere örnek olması dileğiyle kandiliniz mübarek olsun.



not: artık mesaj atmamı felan beklemeyin, günlükten yazıoruz işte :)

30 Mart 2006 Perşembe

evet ! ben çok kötüyüm



Evet, ben gerektiğinde kötü bir insan olabilirim. (Belki de her zaman) Ve şimdi o zamanlarımdan biri. Ama kendime göre haklı nedenlerim var. Pehhh. Kendimi kandırdığım belli, ama siz çaktırmayın.



Her gün insanlar birbirlerine birşeyler sorar. Böyle bir şey bizi olgunlaştırır. Bilgi sahibi yapar. Şahsen hayatımı bilgi paylaşımına adadığıma inanırım ve kimse paylaşmadığımı iddia edemez. Yazdığım herhangi bir kodu veya tercümeyi ya herkese açarım ya da bana e-posta atan herkese gönderirim. Fakat burada ince bir nüans farkı bulunmakta; hiç kimse, insanların günlük mesailerini kendi işlerine ayırma lüksüne sahip değildir.



İşte ufacık bir hikayecik; Bir gün bir arkadaşa bilgisayar almaya gittik! Arkadaş beni biraz anladığım için çağırdı. Sabah 7'de yola çıktım. Yazıcıoğlu İşhanına geldiğimde diğer bilgisayar bilen arkadaşlarının da bu kutsi günü şenlendirmek için değerli görüşlerinden istifade amaçlı burada bulunduklarını anladım.



Böyle bir işi neden yaparsınız? Arkadaşınız çok samimidir. Ve onun için oralara gidip zamanınızı harcamak; sizin için sorun olmaz. Fakat oraya gidip 3 kişiyi daha bilir kişi olarak görmek; insanların zamanının alındığı konusunda ve sizin dostluğunuzun temelleri konusunda ciddi şüpheler oluşturur.



Bir arkadaşınız size bilgisayar kurduruyor, diğer bir arkadaşı evine davet ettirip mp3 CD'lerini getirmesini istiyor. Öbür arkadaşına ise abi kazaa nasıl kuruluyor? oyun, divX felan indiricem bu bilgisayardan diyor, bir diğerine antivirüs ve firewall kurduruyorsa, o arkadaşınız benden mikrop olmasın bir mikrop, hatta bir parazit, tenya ve terliksi hayvandır.



Bu genelde zavallı doktorların başına çok gelir. Akşam yemeğine çağrılır. Sonra sıra ile şikayetler bildirilir. Ülserler, kabızlar, ishaller ... Zavallı adam yada kadıncağız. Hayatı boyunca böyle manzaralara alışıktır.



İş yerimde çalışan entellektüel abilerimizden Sacit Abi, işe yeni başladığında; "Fırat Bey, biliyorum çok yoğunsunuz, fakat bana bir randevü felan ayarlarsanız sizinle bir şey görüşmek istiyorum." dedi. Ben, jabber ya da msn'de away olduğum zaman bile arkadaşlarım sağolsun mesaj yağmuruna tutar. Bu bir Türk geleneğidir. Türk'e away işlemez. "He, he, biliom ordasın leyn. Lam olum bize de bunu yaptın ya! Sen çok değiştin. Ne öyle dışardayım felan ayakları." "Hey Allam" Neyse konuya döneyim. Önce bir afalladım. Nasıl yani diye? Sonra ha bu arkadaş Türkiye'ye ve Türkiye'deki zaman kavramına alışamamış diyerekten; Bilgisayarımdaki işi bir süreliğine bırakıp, nasıl yardımcı olabilirim dedim. Bu sefer de o şaşırdı. Durum, 1 - 1 olmuştu. :)



Hangisi doğru bilmiyorum. Ama insanlar, birbirlerinin üretkenliklerini baltalamamalıdırlar. Olabildiğince saygı göstermelidirler. Örneğin Evdeki çalışma ortamım olabildiğince sessiz, pijamalarımı giyip çalıştığım bir ortamdır. Evde bir saatte yaptığım bir işi, iş ortamında saatlerce uğraşsam yapamam. Niye? Pijamam yok! Ama pijama şöyle dursun. Daha ufak giysiler bile devletin bölünmez bütünlüğünü bozuyor. Pixar'da ya da Google'da çalışsaydım. Onlar pijama giymeme izin verirlerdi. Abartmıyorum, finding nemo DVD'sinin içeriğine bakın isterseniz.



Uzun lafın kısası, yada kıssadan hisse: Ünlü hacker ve profesyonel dallama; Eric Raymond'un şu sözlerine kulak verelim: [Sözüm bilgisayarcı arkadaşlara :)]




  1. Cevabı, webde arayarak bulmaya çalışın.

  2. Cavabı, el-kitabını okuyarak bulmaya çalışın.

  3. Cevabı, Sıkça Sorulan Soruları okuyarak bulmaya çalışın.

  4. Cevabı, sezinleme ve deneme yanılma ile bulmaya çalışın.

  5. Cevabı, becerikli bir programcı arkadaşınıza sorarak bulmaya çalışın.

  6. Cevabı, programcıysanız kaynak kodları inceleyerek bulmaya çalışın.



Bunlarda benden olsun, eğer bilgisayarcıysanız: arayacağınız kelimenin sonuna samples, examples, tutorial, howto, manuel gibi kelimeler ekleyip ulu bilge google'da aratın. Başka bilim dalları için birşey diyemem ama bilgisayarcılar için bir google, bir wikipedia, bir linux man sayfaları yeter.

12 Mart 2006 Pazar

penguen yuvası

Eveet, sonunda olan oldu mikropyuvası, batı mikropyuvası ve doğu mikropyuvası olmak üzere ikiye ayrıldı. Bu anlaşmaya göre taraflar on yıl aralarında savaşmayacak! Don ve Volga nehri iki blog arasında sınır olarak kalacak.



Bundan sonra teknolojik muhabbetlerimi penguenyuvası üzerinden yapacağım desek mi mesela?

20 Ocak 2006 Cuma

eğlence hakkında

Yatakta bir oyana bir buyana dönerken neden bunları günlüğüme yazmıyorum dedim...

Bugün öğrendiğim kadarıyla aptalca hayat felsefelerimi orada burada açıklamayıp kendime saklamalıyım. Ama burda açıklayabiliriiim... evet... Ne de olsa burası kişisel saçmalıklarımı barındırdığım mikropyuvası :)



Şimdi izin verilirse sevgili linus abinin altın kurallarını alıp biraz düzenlemek istiyorum.



  1. Başkalarına, onların sana yapmalarını isteyeceğin şeyleri yap.

  2. Yaptığın şeyle gurur duy.

  3. Ve onu yaparken eğlen



Buradaki eğlencenin hedonist bir felsefe ile yani yalnızca hayatta zevk almak için yaşamayla alakası yok elbetteki. Eğlence, entropinin 2. kanunudur. Yaptığınız her şey, eğlenceye yönelinir. Eğer yönelmez ise bozulur ve yok olur. Yani eğlence maddenin en az potansiyel enerjiye sahip olan halidir. Eğer eşinizi sevmiyorsanız boşanır ve yeniden evlenirsiniz. Eğer işinizi sevmiyorsanız istifa eder yeni bir iş bulursunuz. Eğer yer küre bir santim daha güneşe yaklaşsaydı bilin ki bu hiç eğlenceli olmazdı. :) Yani dünya yörüngesini seviyor. Yani kainat bir birini seven nesnelere tutunuyor aslında. İnsanlığın arayışının da mutlak sevgi olduğu kaçınılmazdır o zaman. Ve yeterince iyi olursanız ölünce çok eğlenceli bir cennete gideceksiniz belki de :)



Başarı saçmalığı

Linux şenliklerinde debian panelindeyiz. Uzun bir GPL tartışmasından sonra ben mikrofonu elime alıp Recai OKTAŞ'a hesap sorar gibi neden Debian GNU/Linux projesinin bu kadar uzun sürdüğünü sordum. Peşine mikrofonu Selçuk ERDEM aldı. Piyasa baskısı denilen şey yüzünden ne kadar iğrenç işler çıktığından bahsetti. Bana bu açıklamalar işin açıkcası çok mantıklı gelmemişti. Bir dağıtım en kısa zamanda çıkmalı ve başarıya ulaşmalıydı.



Yeni yeni anlıyorum ki Selçuk ERDEM haklıydı. Başarı şu demektir: Lisans öğretiminizde kütüphanedeki kitaplardan çalışıp en düşük notları almanız. Ve hocanın deftere yazdığı örnekleri çözüp ezberleyenlerin en yüksek notları almasıdır. Suçunuz yaptığınız işten zevk almanızdır. Hiç unutmam Bilgisayar Donanımı dersinden 40 almıştım. Benden kopya çekenler 90 almışlardı. Bir çok dersten böyle not almama rağmen en çok bu koymuş belliki :) Ve ben o sıralar debug'ta gözüm kapalı Bitmap dosyası yazabiliyor, 32 bit Assembly kodu yazıp, program kırabiliyordum. Hatta M$'ın Visual Studio'sunun sınırlı sürümünü kırmıştım. Ama korkmayın yalnızca eğlence için kırdığım için kimseye dağıtmamıştım. Zaten böyle bir şeyin her zaman karşısında olmuşumdur. (İsteyen Mutasyon.net Assembly makalelerine bakabilir.)



Başarı para değildir, başarı insanlar sana başaramadı demesin diye yapılan bir şey değildir. Başarı yaptığın şeyi herkes kullandığında duyduğun mutluluktur. Ve bu yüzden başarı paylaşıldıkça eğlencelidir.



.... Evet ben başaramadım. Başaramadım çünkü program yazarken lanet eşittirler alt alta gelmeli, çünkü bundan hoşlanıyorum. Başaramadım çünkü mutlaka aptalda olsa son teknolojiyi kullanmam gereklidir. Çünkü bunu yaparken öğreniyorum ve ancak böyle eğlenceli oluyor. Başaramadım çünkü yaptığım şeyleri paylaşıyorum. Başaramadım çünkü kullanımı en zor metin düzenleyicide ama afrikadaki açlara yardım etmeyi felsefe edinmiş vim ile yazmak istedim.



Hayatta acısıyla tatlısıyla bir çok şey yaşanıyor. Bazı şeyleri zevk alarak yapmamız gerekirken, bazı şeyleri ise nefret ederek yapıyoruz. Evdekiler sizi bilgisayarın en heyecanlı yerinde ekmek almaya yollayabilir. Ama durun bir dakika! Siz, bunu sizden isteyenleri seviyorsunuz. Ve bunu belki biraz oflayarak belki biraz puflayarak yapıyorsunuz. Yada yapacağınız iş sevdiklerinizin hayatını da etkileyebilecek bir iş, buna da katlanabilirsiniz. Fakat sevmeyerek yaptığınız diğer işler ise termodinamiğin 2. kanununa tabidir. Bir süre sonra işi isteyene kafa atıp, kafasına sert bir cisim ile vurabilirsiniz. Motorlu testerenin böyle icat edildiğini düşünüyorum.



Bu yazdığım saçmalıklarımı anlayacak olan E.A.N kardeşimin hastanede olduğunu duydum. Allahtan acil şifalar diliyorum. Bunların dışında yukarıdakilerin uygulanması halinde sorumluluk kabul etmiyorum :) Benim işe yaramaz boş felsefelerim yalnızca beni bağlar. Bir deli bir kuyuya bir taş atmış kırk akıllı çıkaramamış olayı olmasın sonra.



Sıkça Sorulacak Sorulara Sıkıca Cevaplar

Cvp: Hayır manik bir durumum yok. En azından şimdilik


Cvp: Evet eminim


Cvp: Son kararım

01 Ocak 2006 Pazar

siz isteyin biz yayınlayalım :)

Yazdıklarım konusunda iyi ya da kötü tepkiler aldım. Faşist diyenler oldu, komünist diyenler de oldu. Gülüp geçtiklerim oldu. Üzüldüklerim oldu. Üzüldüğüme üzülenler, üzdüklerim de oldu. İşte yazanlardan biri sevgili Avukat İrfan Abim, Onun yazdıklarını kelimesi kelimesine aktarıyorum. Yalnız bir "de" ayrı yazılması gerekiyordu sanki ben çok iyi Türkçe yazıyormuşum gibi onu ayırdım. Başka da bir değişiklik yapmadım Valla.




--------------------------------------------
Tatlı Fırat,

Sen hep gözümde eski fıratsın ne kadar büyüsende, sitende anlaşılmaz şeyler yazsan da.

Sitende sonunda anlayabileceğim şeyleri gördüm. Aslında şaşırdım, kalemin güçlüymüş
ve baba şeyler yazabiliyorsun anlayacağın bir potansiyel var. Bunu daha geliştirip
güncel konulara değinebilirsin. Bu insanlara faydalı olabilir.

Fıratçım benim bilgisayara da bir isim koy bakalım. Ama telaffuzu kolay olsun yani
bilgisayar şımarmasın havalı bir isim olursa kapris yapar sonra.

Fıratçım orhan pamuk ve ermeni konusundaki yazını biryerlerden alıp koydun sandım
çok iyi, fakat bizlerin tarih konusunda aydınlatılmadığımız noktalar var ve bu
karanlık noktalar bıraktığımız zaman ilerde izahta zorlanıyoruz.

Benim dedem yani babamın babası ailenin tek erkek çocuğuymuş ve dedemin babası ile
vedalaşması her zaman benim gözlerimi yaşartmıştır. Dedemi askere çağırıyorlar babası
köyden onu uğurluyor ve üç kere dedem gidip geri dönüyor ve babası ile sarılarak
vedalaşıyor bu veda onlar için son vedaymış dedem döndüğünde köyünde kimseyi bulamamış
ermeniler tarafından herkes öldürülmüş.

Ermenilerin 24 nisan'ı soykırım günü ilan etmesinin sebebi Ermenilerin aydın olarak
önde olan isimlerinden 1500 tanesinin bu tarihte tutuklanarak bilinmeyen bir yerlere
götürülmesi ve bunlardan birdaha haber alınamamasıdır. Ermeniler bunu hiçbir zaman
içlerine sindirememişlerdir.

Yani asıl tehcir dediğimiz tehcir kanununun çıkış tarihi 28 Mayıs'tır. Bu tarih
aslında gecikmeli olarak alınmış tarihtir. Ermeniler tarafından öldürülen Talat Paşa
aslında tehcir kanununun çıkmasını geciktirmiş ve böylece yüzbinlerce Türkün ölümüne
sebep olmuştur. Bu kanunun 3 ay öncesinden çıkması halinde Ermeniler böyle azmayabilirdi
ve belki tehcir sebebiyle bu kadar çok ölümler yaşanmayabilirdi.

Tehcir sebebiyle Ermenilerin öldüğü bir gerçektir. sayısı konusunda abartılı
rakamlar olduğunu biliyoruz ama gerçek rakam 800 bin ile 1 milyon cıvarındadır.
Fakat bu ölümlerin büyük sebebi göç sebebiyle açlık, hava şartları, onların zengin
olduklarını düşünüp bu niyetle saldıran kürt aşiretlerdir.

Unutulan husus ise aynı dönemde 1.5 milyon Türkün öldüğüdür. Bu konuda hep eksik ve
karanlık açıklamalar arada prim yapmak isteyen tiplerin gündeme oturmasına sebep oluyor.

Dostum biraz bilgi vermek istedim. Bu arada yazdığın yerde görüşlerini yansıt ama
keskin olmamaya dikkat et, elbetteki senin siten ama buraya herkes girebiliyor.
Belki birgün konuk sanatçı olarak yazarım nasıl yazıldığını öğretebildiğinde

2005 bitiyor ve son mesajım sana olsun. ınsan, istanbul'da yaşayıp değişik, farklı
kültürde olan, garip insanları görünce, tanıyınca güzel insanlara nasıl bağlanıyor
bilemezsin. Sen ve ailen öylesin işte.

Seni çok çok öpüyorum. görüşmek üzere

Av.irfan hattatoğlu

28 Aralık 2005 Çarşamba

hediye

Eve gelip Erzurum'dan gelen kargoları açtım. Kolilerden birinde "eowyn" vardı. Eowyn, ablamın kazada paramparça olan bilgisayarının adıydı. Ve evet o bir kız. Eowyn, Ablamın yer yer melankolik havasını gösteren bir isimdi. Bilgisayarının ismi pekala Arwen olabilirdi. Ya da başka bir şey. Ama o "aragorn"u sevipte karşılığını bulamayan güzeller güzeli eowyn'in adını vermişti bilgisayarına. Galiba bizim ailede bir gelenek; bilgisayarlarına isim vermek. Ve bu isimler kaderini gösteriyorlar belki de. Buna Latincede "nomen est omen" yani isim kaderdirdir deniliyor.



Ben yeni bir taşınabilir bilgisayar aldığımda Ablam bana "O erkek mi kız mı?" diye sormuştu. :) Bende; "Sanırım erkek" diye cevap verdim. Adı ise mikropyuvası olmuştu. Bundan böyle "air force one" gibi pismikrop'un kendini evinde hissettiği her yer "mikropyuvası" olacaktı.



Zor zar içinden sabit diskini söktüm. Zannediyorum çelik bir koruyucu ile kaplı olduğundan fazla zarar görmemişti. Eowyn'in ruhunu alıp mikropyuvasının bedenine hapsettim. Eowyn'in parolası bizim muhabbet kuşunun adı olan limon'du. Birazcık içine bakındım. Sonra ablamın ve abimin son çektiği fotoğrafları buldum. İşte bu benim en buruk doğum günümde şimdiye kadar aldığım en güzel hediyeydi.

19 Aralık 2005 Pazartesi

Özgürlük, danalar gibi otlaklarda koşmak değildir...

Sabah kalkıp hemen bilgisayarımı açtım. Koray LÖKER'in yazdıklarını okudum. Tüm yazdıklarına katılıyorum. Fakat Orhan PAMUK'un denyoluğu dışında. İnsanlar, Türkiye ve Osmanlıyı neden iki farklı şeymiş gibi görme gayretinde.



Ben Erzurum'da büyüdüm Ruslar Erzurum'dan çıkarken yerlerine Ermenileri bırakmışlar. Ve Ermenilerin Türklere yaptıkları kelimelerle ifade edilemez. Ordaki hangi yaşlıya sorsan anlatır. Camilere doldurup yakmalar, tecavüzler daha neler neler ... Erzurum'da 10'dan fazla toplu mezar bulundu. İsteyen herkes gidip gezsin yada 1 uçak bileti alsın. en fazla 2 saat sorda oradasınız. Sonra gidip bir yaşlıyı durdurun. Dede bize ermenileri anlat diyin o size gerekli cevabı verir.



Her nasılsa zaten 1.3 milyon olan ermenilerin 2 milyonunu kesmişiz. Bu oyunun esası şöyledir. Ermenistan'a şu denir: "Türkler sizleri kesti! Siz onlarla ticaret yapmayın. Biz Fransızlar Ermenistan'a Carefour, Ikea her ne lazımsa kuracağız." İki komşu ülke birbirine düşman olursa sonucun kime fayda sağlayacağı çok açık.



Özgürlük nedir? Sokaktan çevirdiğiniz ilk kişiye tokat atabilir misiniz? Ama özgürsünüz neden yapamıyorsunuz? Çünkü yaptığınız saçmalık başka bir kişinin özgürlüğüne engel oluyor. Orhan PAMUK görüşlerini söylemekte özgür fakat burada amaç faklı; İstenilen oldu zaten. Orhan PAMUK'a dava açıldı. Avrupadan denetçiler geldi. Sonrası sizin ülkede demokrasi var mı geyiği? İşte istenilen de buydu. Ve Orhan PAMUK, bunun olmasına katkıda bulunacak kadar gerizekalı bir insan!




Biz savaşta ermenileri öldürdük. Onlarda bir çok Türkü öldürdü. Ama Fransızların Cezayirlilere, Avusturalyalıların Aborjinlere, İspanyolların Azteklere, Amerikalıların Kızılderililere, İngilizlerin ise saymakla bitmeyecek milletlere yaptığı gibi değil. Ortada bir katliam varsa ya da soykırım bu ermenilere has birşeydir. Daha yakında karabağda Azerilere yaptıklarını bırakmayan onlar değil miydi?



Vay efendim Orhan PAMUK, Türkler ermenileri öldürdü dememiş. Osmanlı öldürdü demiş. İyi halt etmiş.

bu ağaç bizim değil ...

Bu gün farkettim! Bu sene Noel coşkusu batıdan gelen her türlü şeyin mübah sayıldığı ülkemizde diğer senelere nazaran daha bir çoşku ile kutlanmakta! Çam ağaçları, noel babalar, kırmızı şapkalar daha neler neler.. Buna pirim verenler midemi bulandırıyorlar.



Kendi tercihleri. Ne denilebilir ki? Konu kişisel tercihlerden açılmışken Linus TORVALDS'ın Türkçeye çevrilen "Yalnızca eğlenmek için" adlı kitabını aldım. Otobüste baya bir okudum ama daha bitmedi tabiki. İlk bölüm Linus'un çocukluğundan bahsediyor. Eve gelir gelmez Linus hakkında internetten bulabildiğim çoğu şeyi okudum. Öğrendim ki Linus TORVALDS ve Richard STALLMAN ateistmiş. Üzüldüm tabi. Benim üzüldüğümü bilseler baya gülerlerdi heralde! Richard STALLMAN stallman.org'da yazılanlara göre kendisine mutlu noeller diyenlere "Ben bir ateistim ama iyi dileklerinizi kabul ediyorum" diyormuş. Linus TORVALDS'ın tarihteki KDE kullanından sonraki diğer büyük gafı ise :) "My name is Linus, and I am your God."



Şahsen GNU/Linux kullanırken, Linus'un kitabında da bahsettiği gibi çok eğleniyorum. Ve özgür olmayan başka bir işletim sisteminde sanırım bu denli rahat edemem. Çünkü ben bir programcıyım ve işletim sistemim de istediğim değişikliği yapmak benim en doğal hakkım. Hatta bunu arkadaşlar ile birlikte yapmak ise korkunç büyük bir zevk. Multiplayer game gibi bir şey :) İnsanın hayatta tatmin etmesi gereken en büyük duygularından biri de aidiyet duygusudur. Bir insana, bir aileye, bir şehire, bir takıma ait olmak. Yani bu yüzden insanlar takım tutar. Ve birisi sizin için o benim dediğinde bu yüzden çok mutlu oluruz. Sanırım linux bu duyguyu yaşatıyor. Çünkü hep beraber geliştirebiliyoruz. Ve kurduğunuz günden itibaren bu takımın üyesisiniz.



Buradan çıkaracağımız şey; projeleri kişilerle bağdaştırmamak olacaktır! Yoksa hayat hep hayal kırıklığı olurdu. Hristiyanlar, Hitler ile aynı dinde olduğundan dolayı mahcubiyet duymadığı gibi, müslümanlar da Usame bin ladin ile aynı dinden olduğundan dolayı macubiyet duymuyor. Linus ve RMS'e üzülsem de; Dünyada bir çok Yahudi, Hristiyan, Müslüman ve Ateistin aynı parkta oynağı takımda oynamaktan zevk alıyorum. Çünkü bu oyun gerçekten "eğlenceli"

13 Aralık 2005 Salı

asker penguen ...


Gulyabani'nin R&D departman başkanı, canım kardeşimiz Boğaç asker oldu. Allah hayırlı tezkereler nasip etsin. Umarım Boğaç linux şenliklerine kadar gelir :), Ha ayrıca Boğaç olur da bu yazıyı bir yolunu bulup okursan. Sen yokken biz her gün bir başka filme gidiyoruz. Murat, Özgün, ben akşamları balık yiyoruz. Özgün kılçıklarıyla beraber yiyor yine :) Yani özendirmek gibi olmasın ama ..:)


Bunun dışında Gulyabani'nin sitesinde ufak bir tasarım değişikliğine gittim. İlk fırsatta da Gnome Türkiye'ye bir tasarım yapmayı düşünüyorum. Hatta bir gnome gezegen'i de fena olmaz ama bunu listeye daha yazmadım aramızda kalsın.

04 Aralık 2005 Pazar

yeni tasarım

pismikrop'un yeni mekanı mikropyuvasi.org'a bir sürü işimin arasında oturup tasarım yaptım. Şu gimp'e bayılıyorum. Yarın'a da bir sürü yüksek lisans ödevim var. :( Müsait bir zamanımda mikropyuvası'na yeni yazdığım python web kütüphanesi wepy entegrasyonu yapmayı düşünüyorum. wepy'nin ufak tefek eksikleri bittiğinde burada bir kaç örnek uygulama yaparım inşallah.

03 Aralık 2005 Cumartesi

pìsmíkrøp reloaded

Bir önceki iletimde artık b2evo'ya destek vermeyeceğimi söylemiştim. Bunun üzerine eylemlerimi çoğu günlük tutan gibi blogspot üzerinden devam ettirme kararı aldım. Her yeni başlangıç gibi bu geçiş te biraz meşakkatli oldu tabiki. Eski iletilerimi tümden blogger.com'a aktardım. Bundan sonra yaptığım program örneklerini , makalelerimi kısacası günlük haricindeki tüm çevrimiçi işlerimi gulyabani sunucuları üzerindeki mikropyuvasi.org adresinden devam ettirmeyi düşünüyorum.



Bu adrese geçmemde maddi olsun, gaz verme, motive etme gibi çeşitli aksiyonlarla gerek manevi olsun, "kıskanç nolcak" gibi psikolojik baskılarla olsun yardımını esirgemeyen biricik gönüş'üme teşekkürü bir borç bilirim efenim.

07 Ekim 2005 Cuma

zurnanın zırt dediği yer

b2evo'nun sitesinde bir PKK'lı. Kurdistan bayrağı açıp, kurdistan haritası gösterdi. Doğu anadolunun tümünü içine alan bu harita sözde kürdistanmış. Birde bu terbiyesiz Türkiye Cumhuriyeti lokasyonunu kabul etmemekte. ku_TR gibi bir yerele asla konmaması gerektiğini savunuyor.



Bu olay üzerine b2evo'yu bırakma kararı alıyorum. Artık hiçbir şekilde bu yazılıma destek vermeyeceğimden yeni bir çözüm bulana kadar günlüğüme yazmamayı düşünüyorum.

03 Ekim 2005 Pazartesi

ilahi teselli

19 Ağustos 2005'te trafik kazasında kaybettiğim abim Dr. Murat KÜÇÜK ve ablam Yrd. Doç. Dr. Ayfer KÜÇÜK'ün ardından ancak ümitvar olabileceğim ilahi teselli:




Andolsun sizi korku, açlık, mallarınızdan, canlarınızda ve
ürünlerinizden eksiltmek gibi şeylerle deneriz. Sabredenleri
müjdeleki onlara bir bela eriştiği zaman; "Biz Allah içiniz
ve Ona döneceğiz derler." İşte Rablerinden bağışlamalar ve
rahmet hep onlaradır ve doğru yolu bulanlarda onlardır.

(Bakara 155 - 157)


Allah hepimizi böyle sabredebilenlerden eylesin, ramazanınız mübarek
olsun.